“Ödüm kopuyor” nasıl çevrilir? Bir kısa filmi festivallere hazırlamak
- Yazar
- Uğur Karataş
- Unvan
- Kurucu & Kreatif Direktör
- Yayın
- Okuma
- 4 dk

Annesinin Kızı, Neşe Kayardı’nın yönettiği bir sanat filmi; uluslararası kısa film festivallerine gidecek. Pandemi kapanmasında, anneleri hastanedeyken aynı evde kalan iki kız kardeşi, Nalan’la Ayla’yı anlatıyor.
Bizim payımız filmin dışarıya açılan yüzüydü: afişi Türkçe, İngilizce ve İspanyolca hazırladık; Türkçe altyazıyı çıkardık, İngilizceye ve İspanyolcaya çevirdik. Fragmanı da atölyede kurguladık; film festival sürecinde olduğu için o şimdilik bizde kalıyor.
Bu yazı en çok çeviriyle ilgili. Çünkü bir festival seyircisi filmi büyük ölçüde altyazıdan dinliyor; altyazı karakterin sesini taşımazsa, perdede konuşan insanla okunan cümle iki ayrı kişiye dönüşüyor.



Önce zamanlama, sonra kelime
Altyazı bir çeviri metni değil, bir zaman çizelgesi. Türkçe altyazı 434 parçadan oluşuyor; her biri konuşmanın başladığı ve bittiği ana göre yerleşti. İngilizce ve İspanyolca altyazılar da aynı 434 parça, aynı zamanlarla. Bir festival hangi dili isterse istesin, yazı aynı karede giriyor, aynı karede çıkıyor.
Bunun bir bedeli var: çeviri, Türkçenin süresine sığmak zorunda. Hızlı atışmalarda cümle özüne iniyor. “Biliyor musun? Ödüm kopuyor!” İngilizcede “You know that? Scared to death!” oldu; özne düştü, vurgu kaldı. Haber bültenindeki sayılar da yazıyla değil rakamla verildi, her dilin kendi yazımıyla: İngilizcede 25,861, İspanyolcada 25.861. Göz rakamı kelimeden hızlı okuyor.
Satır bölmeleri de dilden dile değişiyor. Bir cümle iki altyazıya yayıldığında kırılma, sözün ortasına değil konuşmanın durduğu yere düşmeli. Türkçe ile İngilizcenin cümle sırası farklı olduğundan, aynı cümle iki dilde farklı yerden bölündü.
Deyim birebir çevrilmez
Filmin diyalogları gündelik, hızlı, deyim ve argo dolu bir Türkçe. Bunlar kelimesi kelimesine çevrildiğinde yabancı seyirciye ya anlamsız ya da yanlış geliyor. Bizim kuralımız basitti: deyimi, hedef dilin aynı durumda kullandığı sözle karşılamak.
Ayla, kardeşinin kurumsal toplantı dilini bir süre dinledikten sonra şöyle diyor:
00:06:12,700 · 00:06:14,566
Türkçe
Bir gün böyle seni ciddiye
alıcam diye ödüm kopuyor.İngilizce
I’m scared to death that one day
I’ll actually start taking you seriously.İspanyolca
Me muero de miedo pensando que un día
voy a empezar a tomarte en serio.
“Ödüm kopuyor”u birebir çevirmenin yolu yok. İngilizcede “scared to death”, İspanyolcada “me muero de miedo” oldu. Türkçe korkuyu cümlenin sonuna saklıyor; İngilizce ve İspanyolca önce söylüyor. Satır bölmesi de buna göre yeniden kuruldu: deyim iki dilde de ilk satıra çıktı.
Birkaç saniye önce Ayla, kardeşine “Seni kurumsal kafa!” diye sesleniyor. “Corporate head” İngilizcede hakaret gibi durmuyor; aynı küçümsemeyi “corporate drone” taşıyor. İspanyolcada ise “kafa” imgesi olduğu gibi kalabildi: “¡Cabeza corporativa!” Her dil kendi yolunu buluyor; amaç aynı iğneyi aynı yere batırmak.
Bir karakterin sesi
İki kardeşin farkı, ne söylediklerinde olduğu kadar nasıl söylediklerinde. Nalan’ın dili ölçülü ve kurumsal; Ayla’nınki rahat, şakacı, iğneleyici. Ayla’nın repliklerini düzgün, kitabi bir İngilizceye çevirseydik, Ayla İngilizce seyirci için başka biri olurdu.
00:21:12,900 · 00:21:14,600
Türkçe
Bej güvenlidir.
Ama ruh gibi oluyosun, güvenli!İngilizce
Beige is safe.
But you end up looking like a ghost. Real safe!İspanyolca
El beige es seguro.
Pero terminas pareciendo un fantasma. ¡Muy seguro!
“Ruh gibi olmak” solgun görünmek demek; “soul” deseydik anlam kaybolurdu, “ghost” ve “fantasma” yüzün rengini veriyor. Sondaki alaycı “güvenli!” ise iki dilde de ayrı bir vuruş olarak kaldı. Ayla’nın sesi tam olarak o tekrarda.
Az sonra Ayla “Fıstık gibi kadınsın be.” diyor. Birebir çevrilse fıstığa benzeyen bir kadın çıkardı. İngilizcede aynı sıcaklıkta bir argo, “You’re a total knockout.”, İspanyolcada “Eres una mujer preciosa.” oldu.
Birebirin işlediği yer
Her şeyi yeniden yazmak da bir hata. Birebir çevirinin işlediği yerde birebir kalmak, filmin kendi bağlantılarını korur. Ayla kardeşine “Ya barış artık şu aynayla ya!” diyor, az sonra da “Hayatla barışıyoruz.” İngilizcede “make peace with the mirror” ve “making peace with life”; İspanyolcada “haz las paces con el espejo” ve “haciendo las paces con la vida”. Aynı fiil iki sahneyi birbirine bağlıyor, çeviri bu bağı koparmıyor.
Aynı nedenle filmde zaten İspanyolca söylenen şarkı (“Un pasito pa’lante, María”) üç altyazıda da olduğu gibi bırakıldı.
Afiş: üç dilde tek sistem
Afiş de aynı mantıkla kuruldu. İki oyuncunun yüzü tek bir portrede birleşiyor; yüzü ortadan bölen çizgi yapboz parçalarının kenarına dönüşüyor. Anne ile kızı da, iki kız kardeş de böyle: birbirine benzeyen, birbirini tamamlayan ve yine de ayrı kalan iki insan.
Üç dilde portre, oyuncu adları ve künyenin dizilişi aynı; değişen yalnız başlık ve künye etiketleri. “Her Mother’s, Daughter” iki satıra indiği için İngilizce afişte portre biraz yukarı alındı. Üç afiş yan yana durduğunda aynı filmin afişi olarak okunuyor.

Son söz
Bir filmi festivallere hazırlamak, onu her dilde aynı film olarak tutmak demek. Afişte bu, aynı yüz ve aynı düzen; altyazıda aynı zamanlama; çeviride aynı ses. Sitemizdeki iş sayfasında, filmden sekiz kısa anı üç dilde yan yana ve seçimlerin notlarıyla bulabilirsiniz.



